13 Ocak 2015 Salı

KUTSAL BİR ANAHTARDIR KÜLTÜR

   

-Metin şahsım tarafımdan yazılmıştır.-
2011 senesinde ESKADER'in düzenlemiş olduğu edebiyat yarışmasında makale dalında mansiyon ödülüne layık görülmüştür. 

    Kültürel devamlılığın manasını ve ehemmiyetini idrak edebilmek için evvela kültür kavramı üzerinde yoğunlaşmak gerekir.Kültür, tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerlerle bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın tabii ve toplumsal çevresine hakimiyetinin ölçüsünü gösteren,bir millete kimlik kazandıran,diğer milletlerle arasındaki farkı tayin etmeye yarayan araçların bütünüdür.Ana dilimiz, dini inancımız, tarih şuurumuz, gelenek ve göreneklerimiz, güzel sanatlarımızdır.Kültürel devamlılık ise en genel anlamıyla bu değerlerin muhafaza edilerek kuşaktan kuşağa aktarımıdır.Kültürden söz etmek ancak kültürel devamlılığın sağlanabilmesiyle,aradaki kopuklukların bertaraf edilmesi, zaman aşımı yaşandıkça bağların ve ilişkilerin de o denli kuvvetlendirilmesiyle mümkün olacaktır.Kültürlerinin sürekliliğini ve devamlılığını sağlayamayan milletler elbette asıl benliklerini kaybedecekler,köklerine vurulan her bir darbe sonucu zamanla bozulacak ve çürüyüp kuruyacaklardır.Aksi deyişle ise milletler kültürlerinden ödün vermeyip onu geleceğe taşıdıkça varlıklarını güçlendirerek tarih sahnesinde daim olacaklardır.

     Kültürel devamlılık olgusunun önemi, milletlerin varlıklarını sürdürebilmeleri üzerindeki payı, milli şuuru, beraberliği sağlaması,şu ana ve istikballerine yön veyahut ivme verebilmesi çerçevesinde yapılacak tahlil sonucunda ortaya çıkar.Kültür, geçmiş devirlerden günümüze kalan,değeri konusunda paha biçilemeyecek kadar kıymetli ve kadim olan, öz milli hazine,adeta bir miras olarak ecdatlarımızdan emanet bırakılmış tükenmez bir servettir.Daima kadri bilinmeli ve devamlılığı sağlanmalıdır.Bu da yürekten yüreğe tek tek işlenmiş tarihi yığınları , zihnin zindanından ve gafilliğinden , zincirler vurulmuş hafızalardan kurtararak bir kuş misali ona özgürlüğünü vererek tüm milletin arasına salarak insanlara aydınlığa giden ışıklı yolu göstermek,hidayete bir adım daha yaklaşılmasını, milli köklerin gün geçtikçe daha da kuvvetlenmesini sağlayarak mümkün olacaktır.Bu servet ve emanetle,milli şuur karılarak Türkiye Türklüğü mayası yapılandırılacaktır.Bu maya yeni bir dirilişe ve doğuşa vesile olacak , nesiller arasındaki kültürel devamlılığı sağlayacaktır.

    Kültürün temel taşı olan ve geleceğe nakli konusunda en büyük paya sahip unsur şüphesiz dildir. Dil, insanların hüviyetlerine binlerce yıl özünü yitirmeden sahip olmasını sağlayan unsurların başında gelmektedir.Nasıl ki benlik kültürle ifade ediliyorsa dil de aynı ölçüde bizi anlatır.Geçmiş yaşantılar,milli zihniyet,yaşanan siyasi olaylar,değişen ve gelişen sosyal düzen,insanlar arasındaki etkileşim neticesinde ortaya çıkan tüm hadiseler dil aracılığıyla günümüze kadar ulaşmıştır.Milli kültürün gelecek nesiller tarafından anlaşılabilmesi,faydalı olabilmesi,insanlara ulusal duyguları ve zihniyeti aşılama konusunda yol gösterici oluşu,aynı zaman ve mekan içerisinde aynı milletten olan insanları birleştirme konusunda kuşkusuz ki en mühim hakikat dildir.Dil, milli kimliği kaybetmeden ötelere taşıyabilmek ve geleceği güçlü kılabilmek adına çok değerlidir.Kültürün devamlılığı ,mazisi ile bugünü ve sonrasında bu kültürden uzaklaşmadan kendi değer yargıları ile yükselebilmenin baş tacı olarak kabul edilir.Ulusun aynası konumundaki dilin, iç ve dış etmenlerle ıslahat ve değişikliklere uğraması halinde kültürel devamlılığın sağlanamaması  kuşaklar arasında kopuklukların ve anlaşılmazlıkların ortaya çıkması, milli değerlerden soyutlanmak,başkalaşmak,sıradanlaşmak ve akabinde dış kuvvetlerce talan edilebilir bir vaziyete gelmeye mahal vermek demektir.Bu olay insanların ortak bir değerde buluşamamalarına yol açmakta, yoz bir neslin tohumlarının ekilmesine,ulusal varlığın tehlikeye girmesine neden olmaktadır.

     Kültürel kimliğimizin muhafazası ve devamlılığı konusunda en önemli değerlerden biri de sahip olduğumuz tarihtir.Tarih, insanda kök ve soy duygusunu uyandıran,bir millete mensubiyet bilincini canlı tutan ortak karakter ve değerleri taşıyan geniş bir kaynaktır.Millet,en ırak geçmişten sonsuza giden geleceğe doğru akıp giden zaman içerisinde var olduğu ve daima var olacağı hissiyatına ancak tarih bilinci ile ulaşabilir.Geçmişten şu ana kadar devamlı olan süregeliş, her devri ve yaşanmışlıklarla önümüze perde perde açılır.Fikir halihazırın ve bugünün dar çerçevesinden sıyrılıp, yeni bakış ve yorumlar aralığından yeni ufuklara yönelir.Milli bir ülkü ve onun nazarında güçlü bir devletin var olabilmesi, elbette ki güçlü bir tarih şuurunun varlığıyla vuku bulacaktır.Bundan hareketle de tarih bilincinin ve tarihiliğin ancak kültürel devamlılığın sağlanabilmesi koşuluyla kazanabileceği kanısına varılır.Kültürel devamlılığı bu bağlamda yitiren, tarih şuurundan gün geçtikçe uzaklaşan ve bugünüyle kendini kabul eden,atasını,soyunu bilmeyen milletler ise geçmişin sosyal ve siyasi durumu hakkındaki cehaleti nedeniyle atisini belirleyemezler.Bu sebeple millet büyük bir hezimete ve mağlubiyete daima mahkum kalacaktır.Unutulmamalıdır ki tarih,ondan gerekli ibret alınmadığı müddetçe tekerrür eder.

    Kültürel devamlılık bizzat ve ancak milletlerin mevcudiyetinin birincil koşulu olan milli kültürün ögelerinin başında gelen dil,din,sanat,tarih,toplumsal değerler ve idealler konusunda bir bütünlük oluşturabilmeleri ve milletçe bir olarak durabilmeleri,varolanları koruyarak gelecek nesillere aktarabilmeleriyle mümkün olacaktır.Unutulmamalıdır ki asıl benliğini,mazisini,dilini,tarihini hülasaten milli kültürünü tanıyan, hatırlayan, nesillerce devamlılığını sağlayan insanlar hatırladıkları ve unutmadıkları ölçüde karşılaştıkları zorlukları aşma ve kilitli kapıları açma yolunda ancak bu muntazam ve mukaddes kültür anahtarından yararlanabilirler.Lakin yüzyıllar önce yaşanmış olanlar unutulduğu taktirde milli hazinenin nimetlerinden bihaber olan cemiyetler tüm alemin önünde aciz düşmekten geri kalmayacaklardır.Bu hususta çöküş yaşayan milletler kıraç topraklara döner,aç olan toprak gibi insanlar da yabancı olan yabani kuvvetlere sığındıkları ve yüzlerini döndükleri vakit kendi vatanlarında vatansızlıklarını yaşarlar.

    Anne karnındaki bir çocuk tahayyül edildiğinde onu besleyen ve büyüten asıl şeyin kordon olduğu alenen görülür.O göbek bağı koparıldığı vakit annenin de çocuğun da yaşamı tehlikeye girer.Kültür ile millet arasındaki bağ da aynen böyledir ve bu işlevdedir.Milletler ancak ve ancak sahip oldukları o halis değer hükümlerini nesillerce yaşatarak geleceğe güven ve umutla bakabilirler.Köklü ve soylu milletlerin yeni nesilleri, kendilerini asil tohumlardan yetiştiren atalarının kültür miraslarını kaybetmemeye çalışırlar.Esasen kaybederlerse bir daha halis meyve olamayacaklarını bilirler.Çünkü bu tohumun kıymetini bilecek mayada, böyle bir ahlak ve fazilettedirler.

    Tüm bu kaidelerden hareketle mevcudiyetin ve milli dimağın büyük ölçüde sahip olunan kültürle sağlanabileceği gözardı edilmediğinde kültürel devamlılığın sağlanmasının ne denli mühim bir konu olduğu ortaya çıkar.Kökü mazide olan atiyim sözü milli kültürün en veciz tarifidir.Ceddimizden bizlere, bizden gelecek nesillere aktaracağımız milli bir kültüre haiz oldukça, Türk’ün arşa mührü  ilelebet kazınacaktır.Milli kültürün gelişimciliğin en önemli etkeni olduğu,kültürel sürerliği sağlayan milletlerin, müreffeh devletler seviyesinin üzerine çıkabileceği bilinmelidir.Atalarımızın bizlere bıraktığı her türlü eser, bu toprakların hakiki tapusudur.Köklerinden beslenmeyen hiçbir ağacın meyvesi olamaz.Bir milletin huzuru, istikrarı geleceği ve encamı konusunda itimadı, yetiştirdiği insanların kendi milli kültürünü benimsemesi, fikir sağlamlığı ve fikir hassasiyetine sahip olmalarıyla ölçülür İstiklal ve ikbalimiz için yeni nesilleri kültürleri ile yüzyüze getirmek milletin en temel vazifesi olmalıdır.Binlerce yıllık geçmişten gelen eserlerin ayak izleri,o millete has olduğu ayan beyan belli olanlar bütünü olan kültürümüzü unutmamalı ve unutturmamalıdır.Şu bir gerçektir ki dününü bilmeyen yarınını tayin edemez.Her zaman için milli ve manevi değerlerimizi özünü ve manasını kaybetmeden hem günümüze hem de geleceğe taşıyabilmek,kültürel devamlılığı sağlayabilmek tüm fertlerin milli bir ülküsü olmalıdır.

                                                                                                                  2010
Cansu K.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder