18 Haziran 2018 Pazartesi

De tu ventana a la mía (Pencerenden Pencereme): Bir İspanyol Filmi İncelemesi

Birkaç ay önce La Novia isminde bir İspanyol filmi seyretmiştim. Aşkın şiirsel bir şekilde anlatılışını, yönetmenin güzel ve estetik manzaralar sunuş üslubunu çok beğenmiştim. Vaktim varken aynı yönetmenin başka bir eserini daha izlemek istedim ve senaristliğini de üstlendiği 2011 yapımı De tu ventana a la mía'ya rastladım.

Fakat piyasada Türkçe çevirisi yoktu. İngilizce alt yazılı online izlemek de mümkün olmayınca el mahkum İngilizce alt yazısını bulup Türkçe'ye kendim çevirmek zorunda kaldım. 2 yıldır film çevirisi yapmaya ara verdiğim için sonradan izlediğimde birkaç yerde gramer hatası yaptığımı fark ettim, kusura bakmayın :) Eğer izler ve anlamakta tereddüt ettiğiniz yerler olursa ben buradayım.

Filmde 3 farklı kuşaktan 3 farklı mevsimde yaşamış, dünyayı yalnızca bulunduğu küçük pencereden izleyen, hayata dokunamayan, yalıtılmış bir havuzun içinde çırpınıp duran 3 kadını ve onların var oluş çabalarını tekil hikayeler olarak izliyoruz. Yer yer çeşitli ortak imgeler kullanılarak bu 3 hikaye birbirine bağlanıyor. Bu sayede 3 farklı kadının aynı zemin üzerine oturtulmuş benzer yaşamlara sahip olduğunu görüyoruz.

İmgelere değinelim.

Gelincik: 


Bu hikayede gelincik bir yorgan motifi olarak kullanılıyor. İsabel hiç ihtiyacı olmayan ve muhtemelen eline geçtiğinde beğenmeyecek birine bu gelincikli yorganı doğumgünü hediyesi olarak dikiyor. Belki de bu imge olumsuz sonuçlanacağını bildiğimiz, neticesine değmeyeceği halde ümitle bir şeyler için çabalıyor olmamızı temsil ediyordur. Bazen sonunda mutsuz olacağımızı, verdiğimiz kıymete ya da çabaya rağmen hüsranla, bir yıkımla kucaklaşacağımızı bilsek de vazgeçmeyiz, kendimizi kandırmak, güzeli, iyiyi düşünerek nefes almak, bu umudun sadece yoluna başkoymak bile bizi yaşama tutundurmaya yeter.  


Bu hikayede gelincik Violeta'nın kırılganlığını, hassaslığını, zayıflığını temsil ediyor. Aynı zamanda aşkın rengi olan kırmızıyı da içinde barındırıyor. Ne yazık ki gelincikler çok kısa sürede solarlar ve en ufacık darbede yitip giderler. 


Gelinciklere daha çok buğday tarlalarında,kırlarda,yol kenarlarında rastlanır. Bu hikayede gelincik zorluklara direnerek yaşam mücadelesi veren, Güneş'in altında, çamurlu yollarda var olmaya çalışan bir kızın yanaklarının renginin tasvir edilişinde ortaya çıkıyor.


Balık fanusu: 


Korumak ve beslemek için bu küçücük fanusun içine sıkıştırılmış balıklar tamamiyle Violetta'nın hastalıklı tabiatı sebebiyle amcası tarafından bir cam bebek gibi hassasiyetle yetiştirilişini, dış dünyadan muhafaza edilmek için eve hapsoluşunu temsil ediyor. Öyle ki bir sahnede yaşadığı travmanın acısından kurtulmak için kendini balıklarla dolu bir küvete sokuyor. Bu aslında onu içine çeken bir girdap, mahzen.

Kırmızı bir ip yumağı


Geçimini hayvancılıkla sağlayan İnes'in hayvan yünlerinden yaptığı beyaz ipliğin kopmasıyla İnes'in parmağı kanar ve yumak kanı emerek kıpkırmızı bir hal alır. Ve yumak yuvarlanarak diğer hikayedeki kadının ayaklarının altına kadar gelir. Bahsettiğimiz yaşantı ortaklığı böyle oluşur. Filmin sonunda çalan şarkıda da Nehrin uzağa götürdüğü çok fazla kan' dan bahsediliyordu. Belki de bu kanın değdiği yumağın hikayeler arası geçisi bir acının, bir günahın, bir umudun, bir hayalin o kırmızılığa atfedilen her neyse insanlığa ait ortak bir değer olduğunun ve etrafına yayılmaya muktedir olduğunun göstergesidir. 


Özgürlüğü, affı, kurtuluşu bildiren kırmızı mektup zarfları


Uçsuz bucaksız bir tarla 
Sizde ne çağrıştırır bilmem. Belki emek verip üzerinden alınacak bir hasadı düşünürseniz sizin için umuttur, bu tarlayı aşıp bir yere gitmek zorundaysanız sizin için zorlu bir mücadelenin temsilidir. Hayatınızda her şey yolundaysa sevdiğinizle yürürken bu tarlada esen rüzgar size tatlı bir esinti olarak gelir, ama sevdiğiniz yanınızdan alınmışsa ümit etmek size acı veriyorsa o rüzgar ızdırabınızı daha da körükler.


Filmin odak noktasındaki 3 kadının hikayesine sırasıyla değinelim.


VİOLETTA


Gelincik imgesinin Violetta olan ilişkini yukarıda anlatmıştım. Violetta bu filmde zayıf tabiatlı oluşun, kırılganlığın, hem çabucak solup gidebilecek narinliğe hem de bir kelebeğin kanadındaki güzelliğe eş değer oluşun temsilcisi. 


Kelebeklerin başkalaşımlarıyla ilgileniyor. Postacı ona bir kavanoz dolusu tırtıl getiriyor, kelebeğe dönüştürebilsin, buna tanık olabilsin diye. 

Bir tırtıl badireler atlarak, evreler geçirerek aheste aheste kudretine kavuşup bir kelebek halini alır. Tırtılın narin ve güçlüklerle başlayan bu yolculuğu Violetta'nın zayıf fıtratına denktir, tırtılın geçirdiği bu değişim sonucunda kelebeğe dönüşümü Violetta için bir umut olabilir. Ya da tırtılın kelebek olup kanatlanıp uçacak olmasını bekleyişi kendisinin de bu sığındığı hapsolduğu evden özgürleşebilmesinin ya da ümit ettiklerine kavuşabilme arzusunun tezahürüdür. 



Yukarıda bekleyiş ve umut kelimelerini Violetta'nın aşk hikayesini de yansıttıkları için kalın olarak yazmayı tercih ettim. Yer alan tren istasyonu da bunun ince bir sembolü.


Hayallerle, hatıralarle gerçekleşmeyecek bazı şeyleri ümit etmeyi başarabilmek de insanın hayata tutunmasını sağlayabiliyor. 

Bir yerlerde birisinin seni seviyor olduğunu bilmek de...  Ya da çiçek özlerinden oluşan bir suyla iyileşemeyeceğini, tedavi olunmayacağını bildiği halde ısrarla onu içmeye devam etmeye mahkum olmak gibi.

Beklemek mutlu olmanın, akabininde huzura kavuşabilmenin ön koşuludur. 


İNES


İnes yukarıda tarla imgesinin anlatımında yer alan çelişkileri yaşayan kişi. Aslında imgeleri anlatırken kendi hikayesine büyük ölçüde değinmiş oldum. İnes uzun yıllar sevdiği adamı bekleyen, tedirginliklerle dolu bir atmosfer içinde ona kavuşmuşken dönemin siyasi buhranları yüzünden kocasından ayrı düşen bir karakter. Filmin başında "Bu adil değil." demişti. Malesef adaletin tesis edilememesi insanoğlunu ızdırap içinde bırakıyor. İnes'in yaşadığı doğanın çetin manzaraları, rüzgar, kum, buğday tarlaları, mağaralara hapsolmuş oradan kurtulma ümidiyle gün ışığını gözetleyen mahkumlar, onlara ulaşmak için aşılıp gidilen uzun yollar, birkaç sigara dalıyla havaya yayılıp yok olacağına inanılan acılar... Ama yok olmuyor işte. İnes bir sahnede kendisini görmemek için aynaları örtüp onları bir yere kaldırıyor. Bu aslında acısından kaçısının bir göstergesi ya da mutlu sona dair içte ümit yeşertmenin ancak acının yok sayılabilmesiyle en azından gözardı edilebilmesiyle mümkün olduğu gerçeğini bizlere gösteriyor.


Bu sahnede çaresizliği o kadar etkileyici bir biçimde göstermişlerdi ki. Bir yumurta, sepeti, sadece bir yumurta sepeti nasıl bu kadar hayati anlam barındırabilir? Tek başına kalmak, çareleri tüketmek, olmazı olur hale getirmenin her çırpınışa rağmen imkansızlaşması. Haykırışlarının peki dağlar boyunca yankılanıp bir kuytuyu delip geçmesi?


LUİSA


Bir diğer karakter de Luisa. Bir evin içerisinde, pencere kenarında dikiş dikerek yalnızca akan hayatı seyretmiş, bir eşe ve çocuklara sahip olamamış hasta bir kadın. Hayalleri var, peşinden gitmediği, gitmekte kendisinde kudret bulamadığı. Dile getiremedikleri var, yaşayamadıkları var. Onu seven birisi var ama farkına varamıyor, çünkü "Ben iyi değilim, değersizim" dediği üzere başarısız bir benlik algısına sahip. Yine de filmlerdeki gibi bir aşk hikayesi yaşamadan, filmlerdeki gibi öpülmeden ölmemek gibi bir arzuyu içinde taşıyor. 

Kurtuluşun yolu ruhu özgürleştirmekten geçiyor, bazı şeyleri kabullenmekle, kabul edilenlerle ileriye doğru yürüyebilme cesaretine sahip olmakla ve tabi ki değişmekle...


" KİM DEMİŞ HER ŞEYİN KAYBOLDUĞUNU? BEN KALBİMİ SUNMAYA GELİYORUM. "



Cansu K
18.06.2018

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Zindagi Gulzar Hai: Bir Pakistan Dizisi İncelemesi

[ Hayat Gül Bahçesidir ]


Bu sefer bir dizi vasıtasıyla ziyaret ettiğimiz ülke Pakistan. Öncelikle dizinin Hint dizileriyle hiçbir alakası olmadığını söyleyelim. Esen rüzgarları, çalan Rabba Ve'leri, uzun uzun bakışmaları bir kenara koyalım. Bu dizide önemli olan şey diyaloglar ve yoğun bir şekilde işlenen sosyal konular. Bu yönüyle İran filmlerine benzetmek pek de haksız sayılmaz.

Dizideki karakterleri tanıyalım.

Zaroon:


Pakistan'da bir erkek nasıl playboy olabilir düşünmek bile ironik gelebilir. Ama bu çocuk kendi çapında playboydu. Kızların gözbebeği, Akdeniz akşamlarının pardon Pakistan akşamlarının gitaristi Zaroon :) 


Zaroon zengin bir ailenin tek oğlu. Annesi bunu salmış çayıra mevlam kayıra. Babası desen kılıbıklıkta çığır açmış, aslında kılıbık demeyelim de pek sesini çıkarmayan birisi. Eşini kendi haline bırakmış, mutlu bir evlilik sürebilmek için alttan alan taraf hep o olmuş. Birbirinden duygusal ve düşünsel olarak bihaber, sadece aynı çatının altında bedenen yaşayan bir aile yani. Saadet oyunları çeviriyorlar. O yüzden ilgi görmek birileri tarafından beğenilmek hoşuna gidiyor bu Zaroon'un. Bir de kız kardeşi var tabi. O da tam anasının kızı olmuş çıkmış.

Neyse bu hallerinden onu çok modern biriymiş gibi görebiliriz, fakat yaşantısı fazla belli etmese de içinde muhafazakar tutucu birini barındırıyor. Aferin ona.

Kashaf:

Acıların kadını Bergen, dünyaya sırf isyan etmek için gelmiş gibi görünen bir kız. Onu anlayabilirsiniz ona hak verebilirsiniz ama sevebilir misiniz, işte orası muamma. Bir deneyin ama, benim gördüğüm en enteresan bayan karakterlerden biri oldu :)


Kashaf fakir bir ailenin en büyük kızıdır. Zorluklar içinde yaşamaktadır fakat başarılı bir öğrencidir. Kendi ayakları üzerinde duran eğitimli güçlü bir annesi ve 2 küçük kız kardeşinden ibarettir ailesi. Şam babasının yaptıklarından dolayı erkeklere güvenmez,  onların üzerine çarpı atmıştır. Bu yüzden no evlilik no cry sloganı olmuştur zatı allerinin. Fakirliğine lanet okur zenginler canınız cehenneme kafasındadır. Umut ve mutluluk onun için sadece sözlükteki birer kelimeden ibarettir. 


Zaroon'un tam aksine kendini toplumdan arkadaşlıklardan soyutlamıştır, kimseyi dostluk yapmaya değer görmez, gerek de duymaz buna. O taraklarda bezi yoktur. İnsanlar bu yüzden onu kibirli, soğuk, muşmula surat olarak görürler. Ama içindeki hayata karşı kızgınlığın, üzüntünün tezahürüdür bunlar. Kashaf senin isyanın kimeeee? 


Doğumgünü kutlamak mı, pasta yemek mi? Zıkkım yiyin dercesine bakışlar atan bir Kashaf görmektesiniz.



* Diziyi yakından incelemeye başlayalım. 

Önce enteresanlıklar...

* Dizideki karakterlerin hepsi Müslüman, evet ama başörtüsü takışları enteresan. Gelinlik duvağı gibi bir işlev vermişler. Alelade konduruveriyorlar saçlarının üzerine, boyunları da açıkta.


 Dizide insanlar sürekli çay içiyor ve yanında mutlaka bisküvi yiyiyorlar. Kurabiye de değil resmen bisküvi gibilerdi ve tabaklara koyuyorlar. Mesela bir sahnedede  karı koca yatakta oturmuş bir tabaktan karpuz yiyorlardı. Adam tabaktakiler bitince git biraz daha getir dedi. What the! Sıradan sahneler ama izlerken hiç sıkılmıyorsunuz.

- Portakalla çay çok iyi gider gerçekten :) 


- Bakınız koskoca öğretim görevlisi tabağına püskevit koymuş okulda. Paketinden yesene, tabağı neden bulaşık ediyorsun. Acayip işler. Herhalde prodüksiyon ucuza getirmek için kurabiye yaptırmak yerine marketten hazır bisküvi paketlerini açıveriyorlar.


"Bu bir dizi değil de sanki birinin gerçekten hayatı gibi. "

*  Mesela burada da kaynanasıgilin evine misafir giden damat ve ona ikramda bulunan baldızı görüyorsunuz. Hepimizin günlük hayatta yaşadığı şeyler, o sadelikte sahneler. 




Düğünler nişanlar oluyor dizide. O kadar oldu bittiye geliyor ki. Alışmışız kınası düğünü ayrı ayrı uzun uzun gösterilen dizilere. İnsan garipsiyor önce ama sonradan bu duruluğu çok seviyorsunuz. Sanki onların düğün kasetlerini izliyor ya da düğün albümlerine bakıyormuşsunuz gibi bir hisse kapılıyorsunuz. 

" Dur da bir çeyrek iliştireyim Kashaf yakana. Tabi ki de kız tarafıyız :) "


 Düğün olur da düğün gecesi olmaz mı? Hayatınızda gördüğünüz en acayip düğün gecesi sahnelerinden biri bu dizideki olabilir. Bir zamanların flörtöz Zaroon'u Kashaf'la imtihan olmaktadır :)

 

Bu dizide romantik olan taraf kız değil, erkek. Kız Arnav'ın bayan versiyonu bu odunluk konusunda. Oğlan telefon görüşmesinde gökyüzündeki ayın güzelliğinden bahsedip romantizm kurmaya çalışırken kız materyalistçe ay mı, yuvarlak işte ne olsun diye karşılık veriyor.



 Bu dizideki erkeği ayakları çıplakken görebilirsiniz, ne işe yarar hiçbir işe tabi ki. Ama Türk dizilerinin kaçında karakterler evde çıplak ayakla dolaşıyor. Topuklular, kunduralar podyumda gibiler bizimkiler.

-Resimde bir karı kocanın klasik ev hallerini görmektesiniz. 

Sehpaya uzatılan ayaklar, televizyona dalarak karısına trip atan surat asan bir koca. 


 Evlerinde hizmetçi var mülazım diyorlar hizmetçiye, aşina olduğumuz bir kelime. Ve gariptir ki kız üniversiteyi bitirip devlet memuru oluyor, devlet  bir ev tahsis ediyor eve de bir hizmetçi. Nasıl bir memuriyetse bu, artık özel şoforü bile var. Bunlar bekarlık döneminde oluyor bir de. Neyse hizmetçinin cinsiyeti de erkek. Kashaf'a yemek servis ediyor falan. Kardeş bu nasıl müslümanlık. Birbirine mahrem olan bir kızla erkeğin kapısı kapalı bir odada kalması bile caiz değil, siz ne yapıyorsunuz böyle. Orası Pakistan mı gerçekten ya da senarist burayı atladı?


 Kızımız da oğlumuz da her akşam günlük yazıyor. Oğlan zengin ve biraz daha modern olduğu için günlüklerini laptop'unda tutuyor  kız ise geleneksel şekilde defterine yazıyor. Her ikisinin de hayattan ve insanlardan şikayetlerine, eleştirilerine bu günlüklerden tanıklık ediyoruz. Kashaf hep hayata ve Allahın ona bahşettiklerine isyan ederken karamsarken, Zaroon ise mizahi yolla hayat felsefesini ortaya koyuyor. Tabi her zaman mizahi değil ama ses tonundaki o hafif neşe, hafif vurdumduymazlık sevimli kılıyor yazdıklarını. Onlar loş ışık altında günlükleriyle dertleşirken fonda çalan o slow zindagi gulzar hai şarkısı bir sukunet, huzur getiriyor. 



 Dizideki oğlanın kirpikler bizim süpürgenin fırçaları gibi, ne kadar uzun ne kadar gür. O da bunun farkındaymış gibi çoğu sahnede göz kapaklarını yere eğiyor, gözlerini kapatıyor ya da başını öne eğiyor ki biz kirpiklerine bakıp bir maşallah diyelim.


 Dizinin ilk bölümleri bir aşk hikayesinden o kadar uzak ki, bunların birliktelik kurmalarının mümkünatı yok, diyerek seyrediyorsunuz. Hatta birbirlerine tokat atacaklar neredeyse olacak şey değil :) 



Şu kırmızılı Osama da hafiften Hrithik Roshan'ın gençliğini andırıyor ama 720p izleyince Pakistanlı Gargamel olduğunu anlıyorsunuz tövbe estağfirullah :)

Dizide zaman atlamasının yaşandığı bölümler var ama alt bilgi olarak 3 ay sonra 1 yıl sonra gibi ifadeler katiyyen geçmiyor, bu da çok garibime gitti. Hoopp bir bakmışsınız bunlar okuldan mezun olmuş, yolları ayrılmış sonra birleşmiş, mi acaba :) Her şey seri şekilde ilerliyor.

Bizimkiler memur olunca caka da yapmışlar tabi, nerde o eski çingene Kashaf, şimdilerde Kraliçe Elizabeth olmuş, asalete bakın inci küpelere, hey hey :)

Tabi devlet dairesine atanınca bu kız başını açtı, onu anlayamadım Pakistan yasalarına mı aykırı yoksa kendi tercihi mi?


* Ve ve o eski zamanlarda kaldı dediğimiz bir olgu daha. Burası da sevilesi yerlerden. İkilinin arasındaki çöpçatan öğretim görevlisi. Üniversite hocası mı Esra Erol mu yoksa her dertte danışılacak mahalle imamı mı belli değil ama herkesin başına böyle bir büyük lazım :)

 



Başrollerimizin sahnelerinden de birkaç görüntü paylaşarak hikayelerine değinelim.

En büyük aşklar nefretle başlar, değişmez gerçek.


7/24 münazara yapıyorlar sınıfta. Kashaf zaten konu açılsa da şu kendini beğenmiş budala Zaroon'a laf soksam, burjuvaları da iğnelesem bir güzel diye tetikte bekliyor. 


Herkesten ilgi görürken Kashaf'ın ona yüz çevirmesi, hatta eleştirilerinin odağı olması onu daha da dikkate değer kıldığından beyimiz ilişki kurma çabasında ve kendi arkadaş grubunun yanından ayrılarak bahçede Kashaf'ın yanına geliyor. Kashaf ise aralarında mesafe bırakmak için ondan birkaç karış uzaklaşıyor. Nerde kaldı zamane kızlarında bu terbiye. Zaroon'un içindeki muhafazakar benlik yavaş yavaş kamçılanıyor tabi bunlar olurken, Kashaf'ın davranışlarını görürken.


Benim en çok etkilendiğim sahnelerden biri buydu. Bir akşam konser geç bittiği için Kashaf vasıta bulamıyor eve dönmek için ve Zaroon'a yani onun arabasına muhtaç oluyor, onun da bir kız arkadaşıyla yolculuğa başlıyorlar. Fakat diğer kız arabadan evine gelince iniyor, kaldı mı Zaroonla Kashaf başbaşa. Müslüman ve muhafazakar biri olduğu için kızımız bir erkekle akşamın o vaktinde yalnız yolculuk yapmak istemiyor, kıza ısrar ediyor beni bırakın sonra seni geri getirir diye ama uyuz Asmara'nın umrunda değil, Kashaf'ın bir numaralı muhalifi, hiç istediğini yapar mı. Oh olsun kendi elleriyle ikisini başbaşa bıraktı. Neyse Zaroon Kashaf'ın arabanın ön koltuğuna gelmesini istiyor, bu şekilde sanki kendisi şoförmüş de Kashaf onun patronuymuş gibi olduğu için rahatsızlık duydu beyimiz. Ama terbiyeli kızımız yanına oturmayı reddediyor, tartışıyorlar, kız arabadan inip taksi arıyor ama o vakitte geçmediği için tıpış tıpış Zaroon'un arabasına geri dönüyor. Zaroon hayatının en kötü yolculuğunu yaptığını söylüyor, Kashaf'ın onu ne yerine koyduğunu düşünerek sinirleniyor. 

İleri bölümlerde bu sahneye bir selam çakma var Kashaf tarafından. Öyle mükemmel ki. Bu kısım.



Sahnelerden aldığım bazı ekran görüntüleriyle devam edelim. 

*
"Kitaplar insanlardan daha iyi arkadaş değillerdir. Çünkü seninle çok şey paylaşmalarına rağmen sen onlarla bir şey paylaşamazsın. Onlar sana bir insanın verebileceği sıcaklığı veremezler. Yaranı ve acını paylaşamazlar."


*
Tartıştıkları için karısının evi terk etmesi üzerine, geceleyin yalnızları oynayın Zaroon ansızın Kashaf nidaları sayıklayarak uyanır ve yastığı koklar. Tek başına olduğunu idrak edince hayal kırıklığıyla tekrar uyumak üzere yastığına gömülür. İnanılmaz doğal sahneler ve oyunculuklar


*
-Benimle şimdi bir romantizm mi baslatmaya calisiyorsun?
+Sana romantizm yapamaz mıyım ki?
-Pekala hadi o zaman göster bana,söyle!
+Sana romantizm yapmamı mı istiyorsun benden? [ Çocuk inanamıyor, kız o kadar odun ki :) ]


*


Valla bulamaz yani, adam haklı
sigarayı da bıraktımı işlem tamamdır :)


* Evlilik teklifi sonrası ızdırabı diye bir sendrom var.


Karısına "Bana yüz vermiyor benden tarafa bile bakmıyor, şuna bak şuna tipe, bu kız beni sevmiyor ya" der gibi bakışlar atan bir Zaroon


* 720p izlemek bazen iyi sonuçlar doğurmayabilir. Mesela Kashaf'ın sivilcilerini görmeye maruz kalabilirsiniz. 360p izlerken Ajda Pekkan gibiydi halbuki. 


* Şimdi bir Hint dizisi izliyor olsanız sular kesilse bu sahnede çiftler arasında  romantik bir şeyler olur herhalde diye beklersiniz, bekleyin bekleyin bakalım ne göreceksiniz :)



Bizim Şam babasına bakın, bu adam gülmeyi de biliyormuş, tabi buldu gül gibi damadı. Yalnız bu resim bir dizi sahnesi değil de birinin fotoğraf albümünden alınmış gibi gerçekçi durmuyor mu? Evlenen herkesin daha doğrusu nişanlanan diyelim, [evde çünkü] bu tarz bir aile fotoğrafı mutlaka vardır herhalde.



*  Kashaf Stiliyle Sevme 

Adım 1: Önce kocanı çileden çıkartacak kendine karşı olumsuz cümleler kurdurtacaksın.


Adım 2: Sen de altta kalmayıp karşılık vereceksin.


Adım 3: Allah sevdiği kula önce eşeğini kaybettirip sonra buldururmuş hesabı, sen de önce girizgahı böyle olumsuz yapıp sonra esas meseleye gelecek herkesi sevindireceksin :)


Uykusu olan Zaroon'un sevimliliği diye bir olgu var :)

* Buz dağı gibi davranan karısının kalbini güzel cümleler kurarak almaya çalışan, istediği reaksiyonu alamadığı için iltifatını geri çeken bir Zaroon :)


Bir muzur bakış gördük sanki :) 
     En sevdiğimizden...




* Dizideki en sevimli sahnelerden biri. Zaroon kaynanasıgilin evinde ilk kez yatıya kalıyor ama elektrik kesiliyor ve Zaroon bahçeye çıkmak istiyor Kashaf ise uyumak. 

Sonuç ne olmuş görelim
çok doğal ve samimi durmuyorlar mı
ilk kez böylesine karakterlere rastlıyorum komşularımızdan ya da tanıdıklarımızdan biri gibiler :)


* + Sakız çiğnemek ister misin?
    - Sen yedirsene.
   +Kimse bakmıyor, yedirebilirsin.


* Şuraya da bir kaç Zaroon mimiği bırakalım.

 


* Şimdi bu görüntüyü görünce romantik bir yemekteler sandınız değil mi? Hayır. Sokrates ve öğrencisi felsefe dersindeler yine.


* Pakistan dizilerinde çiftlerin nirvanaları: El ele tutuşmak tabi ki.


* Buraya kadar anlatılalardan Zaroon'u beğenenleriniz ya da ideal görenleriniz olabilir. Tekrar düşünün çünkü bu çocuk bir BEYNAMAZ :)  Tabi namaz kılmayı öğretirim orası kolay derseniz, önce abdestten başlayın derim, çünkü abdest almayı da bilmiyor :) 

Bu açıdan acınası halde bir Pakistanlı genç.

-Hangi vaktin namazı?
+İkindi.



*
+ Tekrar dünyaya gelme şansım olsaydı asla evlenmezdim.
- Ben de.


Bunlar böyle geçiniyor işte :)


* Evlenen her erkek büyük ölçüde [Zaroon pek öyle değil tabi ama istisnalar kaideyi bozmaz] hanımköylü olur, bakınız bunun nedeni neymiş: 

-"Yemin ederim, senden gerçekten korkuyorum."


* Her düğünde nişanda ya da herhangi bir cemiyette mutlaka surat asan tipler görürsünüz, biriyle arası bozuktur, bir şeye kafayı takmıştır, bunu çehresine yansıtır ortalıkta sirke satar gibi gezer, hatta toplu poza bile böyle girer. 

Muşmula Zaroon kardeşini everirken :)



VEEE...

- HAPPY END -






Dizide bunlar haricinde işlenilen diğer bazı temalar ve alt mesajlar

* Kız evladı sahibi olmanın bir utanç olarak görülmesi, erkek evlada sahip olma çabası, bu nedenle erkeklerin 2. bir evlilik yapmaları 

* Kadınların kendi ayakları üzerinde durması gerektiği, tabi iş ile meşgul olurken evlerini eşlerini ve evlatlarını da ihmal etmemeleri gerektiği

* Aşırı modernliğin ve bağımsızlık takıntısının aile bağlarına ve ilişkilere zarar vermesi

* Evlilikte karı koca arasındaki ilişkinin anlaşma, uzlaşma, konuşarak halletme gibi prensiplere sadık kalınarak daha da güçlendirilebileceği

* Ne olursa olsun şükretmeyi ve güçlü durmayı bilmenin, ümitvar olmanın,
hayatın dikenleri olduğu gibi güllerinin de olduğunun bilincinde olarak yaşamanin,
ulaşılmazı istemektense elde mevcut olanlarla mutlu olunabilecek bir bakış açısına sahip olmanın gerekliliği

............ daha da devam ettirebilir, dizinin değindiği pek çok sosyal konu ve yan hikayeler var.



Temmuz 2016